- Metin YASA, Din Felsefesi Açısından Yunus Emre’de Aşk-Yaratılış-Kendi Olma, Ankara Okulu Yayınları, 2002, Ankara.
- Platon, Şölen, Bordo Siyah Yayınevi, 2004, İstanbul.
- Orhan Ş. GÖKYAY, Dede Korkut Hikâyeleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Milli Eğitim Basımevi, 1976, İstanbul.
- İskender PALA, Kitab-ı Aşk, Alfa Yayınları, 2005, İstanbul.
5 Ocak 2010 Salı
Aşkın Boyutları: Platon, Tasavvuf ve Dede Korkut
24 Eylül 2009 Perşembe
Bedeli Çanakkale'de Altın Olarak Tesviye Olunacaktır!
Yaralı Mehmetçikler sıraya girmiş, yaralarının sarılmasını bekliyorlardı. Doktor, sıradaki bir çavuşun ayağının etrafında kan biriktiğini gördü.
-Senin yaran hâlâ kanıyor, öne gel, önce sana bakayım, dedi.
Çavuş;
-Bırakın aksın! dedi; Balkan Cenginin karasını temizliyoruz![i]
1. Emperyalizmin Isıttığı Kazan: 19. yy Dünyası
Modern çağlardaki sömürgeleştirme hareketlerini ilk başlatanlar, Hindistan yolunu belirleyen Portekiz ve Amerika kıtasını, ilâhi helva gibi kafasına gökten düşercesine “bulan” İspanya idi. Bu iki devlet, hakimiyet altına aldıkları ülkelerde yüzlerce kişiyi tek bir efendinin yönetimine veren encomienda sistemini uyguladılar. Gözünü geç açan İngiltere, Hollanda ve Fransa, dünyanın İspanya ve Portekiz arasında bölüşülmesinden fevkalade rahatsızdı[ii] ve –tam da merkantilizmin altın çağında- encomiendadan farklı olarak, imtiyazlı şirketler kurmaya dayalı yeni bir sömürge yöntemi geliştirmeye başladılar. Misyoner mızraklı şirketlerin dinamo olduğu bu yöntemin yanında zaman zaman doğrudan sömürgeleştirmeler de oluyordu.
Böylece genel bir planı olmayan sömürgeleştirme, uzun yıllar devam etti, fakat 18. yy sonu ve 19. yy başında ABD’nin ve Brezilya’nın bağımsızlığa kavuşması ile Portekiz Sömürge İmparatorluğu; Latin Amerika’nın özgürlük elde etmesi ile de İspanyol Sömürge İmparatorluğu büyük ölçüde tarih oluyor; meydan, uzun yıllar sömürge yarışını bu iki devletin arkasından takip eden İngiltere ve Fransa’ya kalıyordu…
Sonraki yıllar, Sanayi Devrimi’nin hammadde ve pazar peşine düşürdüğü devletlerin (eski sömürgeciler İngiltere ve Fransa ile millî birliklerini geç kurarak yeni talepler ileri süren Almanya ve İtalya) sömürge savaşlarına sahne olacaktı.
Fransız Devrimi’nin hareket kazandırdığı nasyonalizm[iii], 1900’lerin başına gelindiğinde, bu devletlerin dış politika hamlelerinde ana güç kaynağı olmuştu. Almanya’da Bismarck’tan sonra başa geçen 2. Wilhelm, şimdiye kadar uygulanan Avrupa eksenli politikayı beğenmediği için Almanya’nın yakın doğuda yayılma stratejisini (Drang Nach Osten) terkederek, dünya politikası (Weltpolitik) izlemesi gerektiğini savundu ve
Almanya’nın dış politikasında yayılmacı nasyonalizmi uyguladı.[iv] Balkanlar’da Alman-Slav zıtlaşmasında Rusya, ırk bağı dolayısıyla Slavlar’ın arkasında ağırlığını belli ediyordu, fakat Almanya da Cermenliği Slavlığa ezdirmiyor, Avusturya-Macaristan’ın yanında yer alıyordu… 1871’de Alsas-Loren’i Almanya’ya kaptıran Fransa, İngiltere’ye yaklaşıyor, İngiltere’nin de tehlike olarak gördüğü Almanya’ya karşı Fransa gibi bir müttefik kazanmak işine geliyordu. Adeta çember içinde kalan Almanya kendisine hayat alanı (Lebensraum) olarak Osmanlı Devleti’ni seçmişti. Osmanlı ise bu ittifaka dünden razıydı![v] Hicaz demiryolu projesi de bu stratejiyle ilgili olup, müstakil bir yazı konusudur.
Bütün bu gelişmeler neticesinde dünya iki cepheye ayrılıyordu:
İttifak-ı Müselles: Almanya, Avusturya Macaristan, İtalya
İtilaf-ı Müselles: İngiltere, Fransa, Rusya,
Sonradan Osmanlı(1914) ve Bulgaristan(1915) İttifak; Sırbistan, Belçika, Japonya(1914), İtalya(1915), Romanya (1916), Portekiz (1916), ABD, Yunanistan, Çin (1917) İtilaf saflarına geçtiler.[vi]
28 Haziran 1914’te Avusturya Macaristan veliahtının bir Sırp öğrenci tarafından öldürülmesinin ardından Avusturya Macaristan ilk bombayı 28 temmuzda Belgrat’a atar ve bunu müteakip bir hafta içerisinde bütün Avrupa ülkeleri zincirleme bir şekilde birbirine savaş ilan eder. Sekiz milyon kişinin hayatını kaybedeceği savaş, bir haftada başlamış olur![vii]
2. Harp: Belâlı Girdap!
Gelişen şartlar, Osmanlı’yı da kolundan tuttuğu gibi Almanya’nın yanına atmıştı. Savaşın ağır bilançosu sebebiyle bu ittifak daima sorgulanagelmiştir; ama İngiltere’nin “Şark Meselesi” politikasının hedef tahtasına aldığı bir devletle ne şartlar altında ittifak yapacağı, Rusya’nın sıcak denizlere inme dürtüsü dahilinde boğazları öyle ya da böyle ele geçirme isteği[viii], Fransa ve İtalya’nın da coğrafyamız üzerinde gözleri olduğu gerçeği, sağlıklı düşünebilmek için bilmemiz gereken vakıalardır.
İngiltere, Osmanlı’nın boynuna en ağır darbeyi vurma zamanının geldiğini sezer ve Osmanlı’yı karşısına alabilmek için ciddî bir hakareti gerçekleştirir: 7.5 milyon altın karşılığında sipariş ettiğimiz ve parasını ödediğimiz iki harp gemisine (Sultan Osman ve Reşadiye) bayrak çekme töreninden yarım saat önce el koyduğunu açıklar! Londra büyükelçimiz Tevfik Paşa’nın bu olayı protesto ederek görüştüğü İngiliz dışişleri müsteşarı, İngiliz hükümetinin, İngiliz tersanelerinde yapılmış olan hiçbir yabancı gemiyi karasularından dışarı çıkartmamaya karar verdiğini açıklar[ix]
Akdeniz’de bazı limanları bombalayan Alman Goben ve Breslav gemileri 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazı’na girer, Osmanlı Devleti bu gemileri satın aldığını duyurur ve Yavuz ve Midilli olarak adlandırılırlar. Bu gemiler (Alman mürettebatıyla) Karadeniz’de Odesa ve Sivastopol Limanlarını bombalar, böylece 31 Ekim 1914’te Osmanlı Devleti, fiilen harbe girmiş olur![x]
3. İlk Mermi, Son Mermi ve Bilanço
Yavuz ve Midilli’nin bombaladığı Rusya, 2 Kasım 1914’te Osmanlı’ya savaş açar, Çanakkale de ilk top mermisini 3 Kasım’da İngiliz gemilerinden yer; Ertuğrul ve Seddülbahir tabyaları İngiliz, Kumkale ve Orhaniye tabyaları Fransız sava gemileri tarafından bombalanır. Osmanlı 16 Kasım’daki Cihad-ı Mukaddes çağrısı yapar. Fakat asırlardır göğsünden kan, gözünden yaş eksik olmayan Mehmetçik’ten başka cevap veren olmaz![xi]
2 Mart 1915’te Akdeniz filo komutanı Amiral Carden Londra’ya bir telgraf çeker: “Havalar müsait gittiği takdirde iki hafta sonra İstanbul’da olacağımızı umud ediyorum.”[xii]
Havalar güzel olmasına güzeldir de, Churchill’e “Biz Çanakkale’de Türkler’le değil, sanki Tanrı’yla savaştık!” dedirten başka bir sır vardır bu topraklarda…
Bu sır; kopan bacağını tüfeğinin kayışı ile bağlayan, 3000 Anzak’ı Ertuğrul Koyu’nda 48 saat sabit tutan, tümen[xiii] zannedilen 67 kahraman askerin komutanı Ezineli Yahya Çavuş’un mertliği; “sebeb-i hayatım, feyz-i velinimetim, babacığım, valideciğim, hakkınızı helâl ediniz” cümlelerini mektubunda yazdıktan iki hafta sonra şehit olan Mehmet Tevfik’in vefası; “Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır”[xiv] yazılı sahte parayı bir gece sabaha kadar hazırlayan Galatasaray liseli Mehmet Muzaffer’in zekâsı; “Biz askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsunlar diye kına yakarız.” cümlesini söyleyen Anadolu annesinin fedakarlığı, Anafartalar Kahramanı Albay Mustafa Kemal’in, askerine savaşmayı değil, ölmeyi emreden üstün komuta yeteneği ve İstiklâl Harbi’nde destanlar yazdıracak olan karizmasıdır.
Arıburnu’nda askere moral olsun diye getirilen mehterin gür vuruşları altında gümbürdeyen Boğaz, 253 bin mehmetçiğimizi yutar. Bunların 100 binden fazlası, öğretmen, Mülkiyeli veTıbbiyeli olup, yetişmiş aydındır. O yıl tam üç lisenin (Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri) ve İstanbul Tıp Fakültesi’nin hiç mezun vermediğini asla unutulmamalıdır.
Bu yazıyı sonuna kadar okuma zahmetine katlanmış olan değerli okur! Şu anda klavye tuşlarına dokunan parmak kemiklerinin Seddülbahir’de yahut Beşike’de toprak altında kuruyarak ağaç kökleri ile sarıldığını hayal et! Şehit olmuş bedeninin soğuk sular altında titrediğini bir an aklına getir. Sıcacık evinde internetinin başında oturmaktasın, Boğaz’ın derinliklerinde yatan ecdâd kemiklerini sızlatmak da senin elinde, uğruna kan döktükleri değerlere layık olmak da!…[xv]
Gözden geçirilip düzenlenmiştir. İlk yayımlandığı yer: Türk E-Dergi, http://www.turkedergi.com/okuyorum.php?sayfa=55
[i] İsmail Habib SEVÜK, Tuna’dan Batı’ya, s.244
[ii] Çünkü gözü kara İspanya ve Portekiz, 1494’te Tordesillas Andlaşması’nı imzalayarak, Afrika ve Avrasya’nın tamamına yakını ve Brezilya Portekiz’e, Brezilya hariç Amerika Kıtası da İspanya’ya tahsis edilmek suretiyle dünyayı ikiye bölüşmüşlerdi!
[iii] Esasında “nasyonalizm” gibi çirkin ve kaba bir kelimeyi kullanmayı Türkçe adabına uygun bulmuyorum; ancak gerek beslendiği kaynaklar ve gerek varış noktaları açısından bizim bildiğimiz milliyetçilikten dağlar kadar uzak olduğu için bu sözcüğü kasıtlı olarak tercih ettim. Kanuni döneminde Balkanlar’daki Türkler, Bektaşi felsefesinin etkisi ile olsa gerek, öylesine nezih bir hars inşaa etmişler ki, o topraklarda bir tane Türkçe küfür kelimesi yokmuş. Çok kızdıkları zaman birbirlerine Yunanca-Bulgarca küfür ederlermiş! Batı’nın açgözlülük uğruna kan akıtan yayılmacı nasyonalizminin de bizim lügatimizde muadili yoktur, böyle anlaşılan bir milliyetçilik de insanı hayvanlaştıran bir vahşettir, vesselâm!
[iv] Doç. Dr. M. Murat HATİPOĞLU, Birinci Dünya Savaşı Öncesi Avrupa’da Son Durum (Ders Notu), İzmir Ekonomi Üniversitesi 2005-2006
[v] Bu konuyla ilgili bkz: Prof. Dr. İlber ORTAYLI, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfûzu
[vi] Büyük Larousse, Dünya Savaşı, Cilt 7, s. 3439
[vii] Bir ağaçtan bin kibrit çöpü çıkar, bir kibrit çöpü bin ağacı yakar!
[viii] Rusya, 14 Ocak 1914’te “Boğazları İşgal Komisyonu” bile kurmuştu.
[ix] Yusuf Hikmet BAYUR, Türk İnkılâbı Tarihi, Cilt 3, s. 71
[x] Recep Şükrü APUHAN, Çanakkale Geçilmez, s. 19
[xi] Age, s. 19
[xii] Age, s. 26
[xiii] Tümen, modern ordularda herhangi bir harekatı kendi başına bağımsız olarak yapabilmek için gerekli tüm silahları ve hizmetleri bünyesinde barındıran en küçük askeri birliktir. Savaş şartlarına ve ülkelere göre değişmekle beraber, mevcudu genelde 10,000 ile 20,000 kişidir.
(http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCmen)
[xiv] Bu olayın konu edildiği bir reklam filmi çekilmişti, hatırlarsınız. İnternette bu cümle ile yapılacak bir arama okuyucuyu mevzubahis hikayeye ulaştıracaktır.
[xv] Tarihe liyakat asla rahip, yazar, yayıncı öldürmekle olmaz; böyle zalimce işler yapan bizden değildir! Liyakat, kültürünü özümseyip hayatına tatbik etmekle olur. Milletini sevmeyi başka milletlere düşman olmak diye anlamak ise cedde yapılmış en büyük ihanettir, çünkü Çanakkale’de hiçbir etnik köken tek başına çarpışmadı, orada şehit olanlar topyekün bir vatan sevgisi kültürü atmosferinin neferleri idi. Bu atmosferin milletine dahil olunuz!